Egemen Bağış
  • Dil : Türkçe
    Egemen Bağış
  • Dil : Türkçe

    EGEMEN BAĞIŞ AK PARTİ'NİN SORUŞTURMA KOMİSYONU ÖNERGESİ HAKKINDA GENEL KURULA HİTAP ETTİ

    Egemen Bağış, AK Parti Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 milletvekilinin soruşturma komisyonu önergesi hakkında TBMM Genel Kurula hitap etti.

    Bağış, şunları söyledi:

    Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; heyetinizi ve bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

    17 Aralıkta başlayan sözde yolsuzluk operasyonu ve darbe girişimi kapsamında, hakkımızdaki iddialara cevap verme imkânı tanıdığı için Meclis Başkanlık Divanına ve siz değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.

    Doğrusu, bu kürsüde, böylesine çirkin, mesnetsiz ve adice kurgulanmış iftiraların hedefinde yer alıyor olmaktan büyük bir üzüntü ve acı duyuyorum. On iki yıldır bu çatı altında "milletin vekili" sıfatını üzerinde gururla taşıyan, bu kürsüde, her zaman, ülkem ve milletim adına yapılan yararlı çalışmaları, reformları anlatan bir kardeşiniz olarak bugün böylesine çirkin iftiraların hedefinde olmak, gerçekten son derece yaralayıcı.

    17 Aralıktan bu yana, kendi emellerine ulaşmak için her yolu mübah gören gözü dönmüş bir örgütün sistematik itibarsızlaştırma kampanyasına maruz bırakıldık.

    Üzerinde gizlilik olduğu gerekçesiyle dosyanın muhatabı olan bizlerle dahi paylaşılmayan ama medyaya çarşaf çarşaf servis edilen sözde belgelerle kamuoyu vicdanında mahkûm ettirilmeye çalışıldık. Şahsımıza, ailemize, partimize, itibarımıza, önceden planlandığı çok açık olan bir linç kampanyası başlatıldı. Hukukun en temel ilkeleri, masumiyet karinesi ayaklar altına alındı. Bizleri ve partimizi itibarsızlaştırmak için, organize bir algı operasyonuna, itibar cellatlığına girişildi; hatta 17 Aralıktan çok önce, daha sonra paralel yapıyla ilişkili olduğu ortaya çıkan bir İnternet çetesinin saldırılarına 2011'den bu yana maruz kaldık.

    Keza, 17 Aralıktan bir hafta önce katıldığım bir televizyon programında dershanelerle ilgili sorulan bir soruya verdiğim cevap üzerine paralel yapının medyasından 3 önde gelen ismin tehdit imalı cep telefonu mesajlarını aldık. Tehditle, şantajla bizi susturamayanlar 17 ve 25 Aralık darbe girişimiyle bu sefer aslı astarı olmayan çirkin iftiralarla hakkımızda siyasi darağaçları hazırlamaya kalktı.

    Başbakanımızın dediği gibi, Allah düşmanın bile şereflisini nasip etsin.

    Bildiğiniz gibi, bu iddialar ve iftiraların gündeme gelmesinin akabinde ilk olarak milletimizin ve yüce Meclisin huzuruna çıkıp, bu kürsüden iddialara cevap vermiş, alnımızın ak, başımızın dik olduğunu vurgulamıştık.

    Aradan geçen sürede herkes konuştu, biz sustuk. İftiralar, yargısız infazlar, itibarsızlaştırma gayretleri devam ederken, biz, en önce milletin kürsüsünde kendimizi anlatmayı tercih ettiğimiz için bugünü bekledik ve bugün buradayız. Yine, yüce Meclis çatısı altında milletin kürsüsündeyiz, artık susmayacağız, yutkunmayacağız. Bize bu hain kumpası kuranlarla ilk günden itibaren kararlılıkla devam eden mücadelemizi bugünden itibaren milletimizle de paylaşmaya, bu karanlık odakların iç yüzünü milletimize anlatmaya devam edeceğiz. Gerçekler elbet er ya da geç ortaya çıkacak. Neyin ne olduğu, hangi çirkin tezgâhların tedavüle sokulduğu, ne tür iftiralarla insanların hakkına, hukukuna tecavüz edildiği elbet anlaşılacak. Biz bunu biliyor ve asla hukuk nezdinde hesaplaşmaktan çekinmiyoruz. Hiçbir zaman dokunulmazlığımızın arkasına saklanacak tıynette olmadık.

    Bakınız, bu kardeşiniz başörtüsüyle ilgili bir soruya cevaben "Millet neyse vekili o olmalıdır." dediği için siyasetten men edilme talebiyle Anayasa Mahkemesinde partimize açılan kapatma davası kapsamında yargılandı. Bundan asla gocunmadık. Aksine, gurur duyduk çünkü bu milletin vekillerini birbirinden ayıran; sadece vekillerini değil, insanlarını kılık kıyafetinden dolayı ayrımcılığa mahkûm eden zihniyete meydan okumak bizim için utanılacak değil, gurur duyulacak bir hatıradır.

    Ne garip bir çelişkidir ki, dün bize irticacı yaftasını yapıştırmaya kalkanlar, bu sefer siyasi bir montaj ses kaydı üzerinden bizim imanımızı sorgulamaya ve sorgulatmaya kalktılar.

    Paralel yapının daha önce dinleyip havuzunda tuttuğu anlaşılan, yirmi yıllık bir arkadaşımla telefon görüşmemi arşivden çıkarıp kestiler biçtiler, montajladılar, amaçlarına göre makyajladılar ve bu montaj üzerinden benim imanımı sorgulatmaya kalktılar.

    Bu milletin inancı ve değerlerini yıllarca hor gören siyasetçiler, gazeteciler medya ve sosyal medya üzerinden imanımız hakkında hadleri olmadan ahkâm kesmeye kalktılar. O gün açıkladım, bugün bir kez daha açıklıyorum: O kayıt aleni bir montajdır ve mahkemeler nezdinde buna yönelik girişimlerimiz ilk günden başlamıştır.

    Ne acı ki, bu yasa dışı dinlemeler nasıl yapıldı? Bu dinleme havuzları, montaj ve dublaj merkezleri nasıl, hangi amaca yönelik kuruldu bunlar hiç tartışılmıyor. Ama o ihanet merkezlerinde üretilen montaj ve dublajlarla insanlar suçlanıyor, lekeleniyor. Bugün tekrar ediyorum, bizim imanımızı sorgulamak kimsenin haddi değildir, sizin hiç değildir. Burada sizlere imanımın ve inancımın ölçüsünü anlatma çabası içerisinde olmayacağım, zira Allah her şeyi bilendir.

    Avrupa'da ve ülkemizde, inancımıza, kitabımıza, Peygamberimize dil uzatmaya kalkan İslam düşmanlarına hadlerini bildirmekten çekinmediğimize milletimiz ve o platformlarda bizlerle olan milletvekilleri de şahittir. Yani bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir.

    Değerli milletvekilleri, 17 ve 25 Aralık darbe girişimlerine ve yukarıda belirttiğim konulara ilaveten, biliyorsunuz, bu paralel medya bir iddia ortaya attı: Güya, Avrupa Birliği Bakanlığının ilgili kuruluşu olan Türkiye Ulusal Ajansında usulsüz ihaleler ve personel alımı yapıldığına yönelik iddialarda bulundular. Hakkında soruşturma açtırdığım bir bürokratın, soruşturma esnasında istifa eden bir bürokratın yazdığı bir elektronik postayı hiçbir süzgeçten geçirmeden doğruymuş gibi çarşaf çarşaf yayınladılar. Buna dayanarak, Avrupa Birliğinin AB fonlarını, Erasmus Programı'nı askıya alacağını iddia ettiler. Ve Avrupa Birliği Türkiye'ye müfettişler gönderdi, üç ay Ulusal Ajansta didik didik araştırma yaptılar ve bir rapor ortaya çıktı, hiçbir usulsüzlük olmadığı Avrupa Birliği tarafından da ilan edildi, ki Avrupa Birliği Komisyonun ne kadar titiz olduğunu sizler de biliyorsunuz. İşte, bunu neden söylüyorum? İftira atmak çok kolay, çamur atmak çok kolay…

    Hamdolsun, hayatım boyunca ne şahsımın ne ailemin ne partimin ne de bana güvenenlerin başını öne eğdirecek hiçbir şey yapmadım, yapmam, yapamam.

    O zaman da söyledim, bugün bir kez daha söylüyorum: 17 Aralık soruşturmasında şahsımın bir iş adamından 3 kez rüşvet aldığı iddiası külliyen yalandır, iftiradır, alçakça, şerefsizce kurgulanmış bir iftiradan başka bir şey değildir.

    Evet, söz konusu iş adamı Rıza Sarraf'ı beş yıldır tanırım. Kendisiyle, on beş yıldır tanıdığım değerli bir sanatçımız olan Sayın Ebru Gündeş'in eşi sıfatıyla ilk kez beş yıl önce Darülacezede her sene eşimle birlikte verdiğimiz bir iftar yemeğinde tanıştım. Daha sonra, çeşitli organizasyonlarda, davetlerde karşılaştık.

    Şimdi, gelelim hakkımdaki iddialara. Nedir o iddia? Rıza Sarraf'tan 3 kez, toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet almak. Dediğim gibi, bu iddia külliyen yalandır, iftiradır. Peki, bu iftiraya dayanak olarak öne sürülen 3 olay nedir?

    İddia bir: Rıza Sarraf'ın babasına İtalyan vizesi başvurusuna yardımcı olmak karşılığında 500 bin dolar. Güler misiniz, ağlar mısınız? Yani şahsımı, Türkiye'nin tanınmış bir sanatçısının kayınpederine, başvurusu dahi olmayan İtalya vizesi almaya yardımcı olmak karşılığında 500 bin dolar almakla itham ettiler, iftira attılar.

    Sayın milletvekilleri, on iki yıllık siyasi hayatım boyunca her biriniz gibi ben de birçok kişinin vize almasına yardımcı oldum, çalışma arkadaşlarım veya şahsım aracılığıyla destek vermeye çalıştım. Şahsım ve Bakanlığım tarafından yüz binlerce vatandaşımızın, AB fonlarıyla eğitime gönderilen öğrencilerimizin, sporcularımızın, sanatçılarımızın, gazetecilerimizin vize başvurularında insani çerçevede yardım edilmesine vesile oldum.

    Evet, Rıza Sarraf'ın babası için bir vize yardım talebi aldım ama vizeye başvurmadılar bile. Alınmamış bir vize için yardımcı olduğum iddiasıyla 500 bin dolar aldığımı iddia ettiler.

    Gelelim ikinci iddiaya: Adı geçen şahsın otel projesine aracılık yaptığım ve bunun için de bir 500 bin dolar daha aldığım iddia edildi.

    Konunun özeti şudur: Bir etkinlikte karşılaştığımızda ortak bir tanıdığımızdan otel yapma düşüncesiyle bir bina satın aldığını söyledi, ben de her ikisine de hayırlı olsun dedim, onun dışında tek bir müdahalem olmamıştır. Türkiye'de herhangi bir ilçe belediyesinin, herhangi bir büyükşehir belediyesinin, herhangi bir bakanlığın -Turizm Bakanlığının ya da bir başka kuruluşun- tek bir yetkilisi, bürokratı çıkıp "Egemen Bağış bu otelle ilgili bizi aramıştır." diyemez çünkü aramadım, sadece hayırlı olsun dedim.

    Gelelim üçüncü iddiaya: Aynı şahsın, Rıza Sarraf'ın aleyhinde yapılacak bir haberi engellediğim için de 500 bin dolar aldığım iddia edildi.

    Arkadaşlar, olayın özeti şudur: Rıza Sarraf beni telefonla aradı, tanıdığı bir siyasetçiye bir şikâyeti bildirmek üzere.

    O gün Yunanistan'da resmî bir ziyaretteydim. Yanımda olan çalışma arkadaşlarım ve beraberimdeki gazeteciler de buna şahittir, Nuri Elibol köşesinde de bunu yazmıştır. Bana dedi ki: "Bir gazeteden beni arıyorlar '1 milyon dolar vermezsen senin aleyhine haber yapacağız.' diyorlar. Ben bu şikâyetimi kime aktarmalıyım? Bana yardım edin Sayın Bakan." Ben dedim ki ben bahsettiğiniz kişileri tanımıyorum ama benim partimin medyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik Bey var, ona bu şikâyetinizi aktarırım. Ve o gazetecilerin önünde Sayın Hüseyin Çelik'i -işte burada, şahittir- aradım, Hüseyin Abi böyle böyle bir iddia, böyle bir şantaj durumu var, bu konuda takdir sizindir dedim.

    Değerli arkadaşlar, bakın, öyle deli saçması iddialarla, iftiralarla karşı karşıyayız ki ama bunların hepsi ortaya çıkacak.

    Sokrat idama götürülürken eşinin ağladığını görmüş, "Niye ağlıyorsun?" diye sormuş, "Haksız yere sizi öldürüyorlar." deyince "Ne yani, haklı yere mi öldürsünler?" demiş.

    Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

    GÜNCEL

    Copyright © 2016 Egemen Bağış

    Brunsia Web Architects
      [Kod-Menu-List]
  • [Kod-Menu-0-Adi]
      [Kod-Menu-0-Alt]
  • [Kod-Menu-1-Adi]
      [Kod-Menu-1-Alt]
  • [Kod-Menu-2-Adi]
    • [Kod-Menu-List]
  • [Kod-Menu-0-Adi]
      [Kod-Menu-0-Alt]
  • [Kod-Menu-1-Adi]
      [Kod-Menu-1-Alt]
  • [Kod-Menu-2-Adi]
    • Menü
    • [Kod-Menu-List]
  • [Kod-Menu-0-Adi]
  • [Kod-Menu-0-Alt]
  • [Kod-Menu-1-Adi]
  • [Kod-Menu-1-Alt]
  • [Kod-Menu-2-Adi]
  • [Kod-Blog-Baslik]