TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİĞİ DAHA ETKİN BİR AVRUPA KOMŞULUK POLİTİKASININ ANAHTARIDIR
AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış'ın katılık sürecinde Komşuluk Politikasını anlattığı makalesi Durum Dergidi Aralık 2012 sayısında yayımlandı.
Bağış, "Türkiye’nin Avrupa Birliği Üyeliği Daha Etkin Bir Avrupa Komşuluk Politikasının Anahtarıdır" başlıklı makalesinde şu satırlara yer verdi:
Küresel ekonomik kriz ve Arap Baharının tetiklediği değişim süreci bölgemizi sosyal, ekonomik ve siyasi açıdan derinden etkilemeye devam ediyor. Bölgemizde yaşanan bu değişim rüzgarlarına yön verme gücüne erişen Türkiye son on yılda gerçekleştirdiğimiz reformlardan geri dönüşü olmayan başarılı sonuçlar elde edilmesiyle hukukun üstünlüğü, güçlü demokratik kurumları, işleyen piyasa ekonomisi, sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ve siyasi istikrarıyla Avrupa komşuluk bölgesinde bir ilham kaynağı haline gelmiş, böylelikle Avrupa Birliği (AB) için üyeliğimizin taşıdığı önem artmıştır.
Bu çalkantılı dönemin getirdiği belirsizliklere ve gelişmeleri yönlendirmekte karşılaşılan zorluklarla karşın Türkiye-AB işbirliğinin derinleşmesinin AB ile ortak komşuluk bölgemizde sosyal ve ekonomik kalkınmanın, demokratik dönüşümün desteklenmesine ve bölgesel istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacağı kanısındayım. Her ne kadar Avrupa Birliği ekonomik açıdan bölgede önemini koruyor olsa da, Avro bölgesinde yaşanan krizin siyasi nitelik kazandığı ve Avrupa’nın geleceğine dair tartışmaların yapıldığı bir dönemde üye ülkeler arasında ortak tutumların belirlenmesi ve komşuluk politikası çerçevesinde bölge ile olan ilişkiler daha ağır bir seyir izlemeye başlamıştır. Mevcut konjonktürde yaşanan krizlere karşı deneyimli olan ve istikrarlı politikalar izleyen Türkiye ise bölgede sosyal, ekonomik ve politik etkisini her geçen gün arttırmaya devam etmiştir. Geçtiğimiz on yıldır izlediğimiz çok yönlü aktif dış politikanın katkısıyla ülkemizin, Balkanlar’dan Akdeniz’e, Ortadoğu’ya ve Kafkaslar’a kadar uzanan bölgede yer alan ülkeler için bir ilham kaynağı haline geldiği konusunda Avrupa’da ve bölge ülkelerinde bir uzlaşma olduğunu görmekteyiz.
Avrupa Komşuluk Politikası, Avrupa Birliği’nin 2000’li yıllarda ortaya çıkan yeni ve kapsamı genişletilmiş güvenlik anlayışı ile şekillenen ortak dış politika ve güvenlik politikası çerçevesinde geliştirilmiştir. Genişleme politikasından farklı olarak Komşuluk Politikası Birliğin güney ve doğu komşularına AB’ye üyelik perspektifi vermeksizin ortaklık anlayışı içinde ekonomik ve siyasi işbirliğinin ve diyaloğun geliştirilmesini önermektedir. Bununla birlikte, genişleme politikasında olduğu gibi, komşuluk politikası kapsamında yer alan ülkelerde demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü başta olmak üzere ortak Avrupa değerlerinin geliştirilmesi ve ekonomik reformların teşvik edilmesi amaçlanmıştır. Bu politikanın ilk adımı 2004 yılında “Genişleyen Avrupa” Tebliği ile Avrupa’ya en yakın 16 ülke olan Cezayir, Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Mısır, Gürcistan, İsrail, Ürdün, Lübnan, Libya, Moldova, Fas, Filistin, Suriye, Tunus, Ukrayna ile ilişkilerin ve ortaklıkların teşvik edilmesi amacıyla atılmış olup, bugün Karadeniz ile Doğu Kafkaslarda geliştirilen bölgesel ve çok taraflı ortaklık projeleriyle sürdürülmektedir. Avrupa Komşuluk Politikası kapsamındaki ülkeler, Türkiye’nin de komşu ve çevre ülkeleri arasında yer almaktadır.
Ülkemiz açısından değerlendirildiğinde, Avrupa Komşuluk Politikasıyla izlenen hedefler, şüphesiz Türkiye’nin AB’ye üyeliğinin sağlayacağı katkıların önemini somutlaştırmıştır. Zira NATO, İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı (OECD) üyesi olan Türkiye, AB ile tam üyelik müzakerelerini sürdüren ve Birliğin demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, tam işleyen bir piyasa ekonomisi gibi temel şartlarını yerine getiren bir aday ülke statüsü taşımaktadır. Türkiye Avrupa projesinin gerçekleştirilmesi yolunda kararlılıkla yürürken, aynı zamanda Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EİT), İslam Konferansı Örgütü Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ) gibi bölgesel oluşumlar içerisinde öncü roller üstlenen bir ülkedir.
Bölge ülkeleri ile güçlü tarihi, kültürel, ekonomik bağları olan, işleyen dinamik piyasa ekonomisi ve güçlenen demokrasisi ile bölgesel bir güç ve lider ülke konumunda bulunan AB üyesi bir Türkiye’nin Avrupa Komşuluk Politikasının etkinliğini ve başarısını artıracağı açıktır. Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde geldiği bugünkü nokta, Türkiye’nin bölgede izlediği aktif politikayı beslemekte ve güç katmaktadır. Şüphesiz AB üyelik perspektifinin itici gücü Türkiye’nin reform sürecini hızlandırmıştır. Türkiye ve AB’nin bu süreçte yaşanan bölgesel gelişmelere yön vermekte birbirini destekleyici ve tamamlayıcı olmasının kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum.
Türkiye, Ortaklık Anlaşması, Katma Protokol ve Gümrük Birliği Kararı çerçevesinde ticaret politikasını AB ile uyumlu hale getirirken, AB ile katılım müzakereleri kapsamında mevzuat uyumu çalışmalarını da sürdürmektedir. Bugün, AB Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı, Türkiye ise AB’nin altıncı en büyük ticaret ortağı konumundadır. Avrupa’nın altıncı, dünyanın ise on yedinci büyük ekonomisine sahip Türkiye’nin komşuluk bölgesinde modernleşme, sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyinin yükseltilmesi, istikrar ve güvenliğin sağlanması, ekonomik reformların desteklenmesi, istihdam alanları yaratılması, kamu ve özel sektörün kapasite geliştirme faaliyetlerine katkıda bulunulması için ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine önem vermekteyiz. Nitekim, ülkemiz bölge ülkeleriyle ticari ilişkilerin geliştirilmesine öncelik vermiştir, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkeleri ile olan ticaret 2000’li yılların başından bu yana neredeyse altı kat artmıştır. Türkiye’nin AB’ye üyeliği bölgedeki pazarlara ulaşım ve bu ülkelerle ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi bakımından anahtar konumdadır. AB kaynaklı yabancı sermayenin Türkiye’ye yönlenmesinin önemli nedenlerinden biride Türkiye’nin jeopolitik konumudur.
Bununla birlikte, Türkiye ve AB arasında enerji alanında küresel ve bölgesel işbirliğinin güçlendirilmesi yönünde geçtiğimiz Haziran ayında başlatılan çalışmalar bölgede enerji güvenliğini sağlamak açısından hayati önem taşımaktadır. AB’nin enerji arz güvenliğinin sağlanması ve enerji arz kaynaklarının çeşitlendirilmesi ile ilgili hedeflerini gerçekleştirebilmesi için önümüzdeki yıllarda Türkiye ile mevcut işbirliği mekanizmalarını güçlendirerek enerji altyapılarına önemli ölçüde yatırım yapmaya ihtiyacı vardır. Türkiye dünyanın petrol ve doğal gaz rezervlerinin dörtte üçüne sahip, yenilenebilir enerji kaynakları açısından da elverişli coğrafi konuma sahip bir bölgede yer almaktadır. Ülkemiz çok boyutlu enerji stratejisi çerçevesinde, kaynak ve güzergâh çeşitliliğine gitmek suretiyle kendi enerji güvenliğini sağlarken diğer taraftan Avrupa’nın enerji güvenliği için vazgeçilmez bir ülke konumuna gelmiştir. Ülkemiz Türkiye – Yunanistan doğal gaz enterkoneksiyonu, Bakü – Tiflis – Ceyhan, Kerkük – Yumurtalık petrol boru hatları gibi büyük çaplı projeleri hayata geçirmiş, Nabucco, Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı Projesi (TANAP), Bakü – Tiflis – Erzurum doğal gaz boru hattı, Samsun – Ceyhan petrol boru hattı gibi projeleri de gerçekleştirmek üzere gerekli çalışmaları yürütmektedir.
Taşımacılık alanında ise, AB, üye devletler arasındaki kurumsal ve teknik engelleri kaldırarak entegre bir ulaştırma piyasası kurmak üzere Trans-Avrupa Ağı oluşturmaktadır. Türkiye ve AB arasında da kişilerin, malların ve hizmetlerin serbest dolaşımını kolaylaştırmak amacıyla iyi bir ulaşım altyapısı oluşturularak, bunun Trans Avrupa Ulaşım Şebekelerine (TEN-T) eklemlenmesi hedeflenmektedir. Buna ilaveten Türkiye, hızlı ve güvenilir ulaştırma altyapısının ve multi-modal ulaşım ağının oluşturulmasına ve Karadeniz, Asya, Orta Doğu ve Akdeniz bölgeleri ile Avrupa arasında gerekli ulaşım bağlantılarının sağlanmasına yüksek önem atfetmektedir. Türkiye’nin üyeliğinin bu açıdan değerlendirildiğinde de AB için stratejik önemi vardır.
Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecinde elde ettiği bilgi ve tecrübeler, Türkiye’nin daha önce geçmiş olduğu yollarda ilerleyen Avrupa Komşuluk Politikası ülkeleri için istifade edilmesi gereken muazzam bir kaynak ve fırsattır. Gerek ekonomik reformlar gerekse siyasi reformlarda Türkiye’nin AB’ye uyum sürecinde elde ettiği deneyimler, bölge ülkelerine de ilham olacak niteliktedir.
Söz konusu paylaşımın örneklerinden birisini, akreditasyon gibi son derece teknik bir alanda görmekteyiz. AB standartlarında hizmet veren Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) sayesinde Türkiye, Avrupa Komşuluk Politikası ülkelerine AB’nin uygunluk değerlendirme ve akreditasyon sisteminin temel unsurlarını tanıtmakta ve bu ülkeleri AB’ye teknik açıdan yaklaştırmaktadır. Ülkemizin akreditasyon kuruluşu olan TÜRKAK son birkaç yıldır küresel ve bölgesel ölçekteki faaliyetlerine hız vermiş, Orta Asya Cumhuriyetleri, Balkan ülkeleri ve Körfez ülkeleri ile sağlanan yakın ilişkiler sonucu bu ülkelere akreditasyon alanında eğitim desteği sağlanmış, akreditasyon alanında kazanılan bilgi ve deneyimler aktarılmıştır.
Ayrıca, Avrupa Komşuluk ve Ortaklık Aracı – ENPI (European Neighbourhood and Partnership Instrument) adı altında oluşturulan ve komşuluk politikasının finansmanını sağlayan ENPI ile yerel ve bölgesel aktörler ile sivil toplum arasında sınır ötesi temaslar ve işbirliği desteklenmektedir. 2007-2013 döneminde ENPI kapsamında uygulanan 15 sınır ötesi işbirliği programından biri olan ENPI Karadeniz Havzasında Sınır Ötesi İşbirliği Programında ülkemiz de yer almaktadır. AB’ye katılım sürecinde müzakerelere devam eden bir aday ülke statüsünde olduğundan Avrupa Komşuluk Politikasının dışında olan Türkiye’nin, Avrupa Komşuluk ve Ortaklık Aracı kapsamında yürütülen Programa katılımı, aday ülkelerin yararlanabildiği Katılım Öncesi Yardım Aracı – IPA (Instrument for Pre-accession) fonlarıyla temin edilmektedir. AB fonları ile desteklenen Avrupa Komşuluk Politikası kapsamındaki ülkelerin mali açıdan güçlenmeleri ekonomik ve ticari ilişkilerimizi canlandıracak, bölge ülkelerinde halkın refah düzeyini arttıracaktır.
Bütün bunlara ilaveten, Türkiye’nin diğer bir katkısı bölgedeki reform hareketlerine yön vermesi olacaktır. Avrupa Komşuluk Politikası, özellikle hedef bölgesindeki birçok ülkenin etkisi altında kaldığı Arap Baharı ile yeni bir boyut kazanmıştır. 25 Mayıs 2011 tarihinde AB yetkilileri, Komşuluk Politikasını canlandırmak ve bölge ülkelerle ortaklığı kuvvetlendirmek adına yeni bir yaklaşım ortaya koymuş ve Komşuluk Politikasını “daha fazla reform için daha fazla fon” prensibine dayandırmıştır.
Laik, demokratik ve nüfusunun büyük bir çoğunluğu Müslüman olan Türkiye’nin kuşkusuz en temel katkılarından bir tanesi de bölgedeki siyasi reform sürecine olan etkisidir. Türkiye’nin bölge ülkeleriyle sahip olduğu tarihsel, ekonomik ve kültürel bağlar da göz önünde bulundurulduğunda, ülkemizin AB üyeliği bir barış ve refah projesi olarak Avrupa’nın bölgede inandırıcılığının ve yumuşak gücünün arttırılmasında kilit önem taşımaktadır. Türkiye’nin AB üyeliği, bölgedeki demokratik reformların teşvik edilmesi, hukukun üstünlüğünün, insan haklarının, farklı inanç gruplarının hak ve özgürlüklerinin, toplumsal cinsiyet eşitliğinin güvence altına alınması ve istikrar ve refahın artması açısından belirleyici bir rol oynamaktadır.
Araştırmalar, Türkiye’nin Orta Doğu’daki imajının Avrupa ülkelerine, bölge ülkelerine ve ABD’ye göre çok daha olumlu olduğunu, ayrıca bölge ülkelerinin Türkiye’nin AB üyeliğine büyük ölçüde destek verdiğini göstermektedir. Türkiye’nin üyeliğinin kültürleri, değerleri ve medeniyetleri buluşturan sembolik bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır.
Küresel alanda barışı destekleyen bir proje olarak AB’ye Türkiye’nin sağlayacağı katkılar her geçen gün somutlaşmaktadır. Geçtiğimiz yıllarda izlediğimiz kararlı dış politika sayesinde Türkiye uluslararası hukuk ve normlar çerçevesinde NATO ve BM bünyesinde uluslararası barışın korunmasına katkı sağlamaya devam etmiştir. AB ile ortak hareket ettiğimiz birçok dış politika meselesinde de temel ortak hareket zeminini bu anlayış oluşturmaktadır. Türkiye’nin son yıllarda izlediği çok boyutlu, çok bölgeli ve çok taraflı politikanın ve komşu ülkeleriyle artan ve derinleşen ilişkileri, Türkiye’nin AB üyeliği hedefine bir alternatif teşkil etmekten ziyade, Türkiye’yi AB’ye daha da yaklaştıran bir unsur olmuştur.
Bugün Türkiye’nin üyeliğinin önündeki engellerin aşılmasının Avrupa projesinin geleceği açısından hiçbir dönemde olmadığı kadar önemli olduğu inancındayım. Türkiye’nin katılım sürecine ivme kazandırmak ve katılım müzakereleri sürecini desteklemek için Avrupa Komisyonu ile geçtiğimiz Mayıs ayında başlattığımız Pozitif Gündem aracılığıyla Türkiye-AB ilişkileri açısından vize, siyasi reformlar, enerji, terörle mücadele gibi önemli konularda işbirliği mekanizmalarını güçlendirmekte, siyasi blokajlı fasıllarda teknik açılış/kapanış kriterlerinin en kısa sürede yerine getirilmesi için çalışmaktayız.
Türkiye ve AB’nin ortak bir geleceği paylaştığına inanıyor, ortak geleceğimizi birlikte inşa etmek istiyoruz. Daha etkin bir Avrupa Komşuluk Politikasının anahtarının Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasıyla sağlanacağı açıktır. AB ile Türkiye birlikte daha güçlüdür. Türkiye’nin AB üyeliğinden hem Birlik hem Türkiye hem de bölgemizde bulunan ülkeler kazançlı çıkacaktır.
Kaynak: http://www.turktrade.org.tr/Dergi.aspx?ID=11


