AB SÜRECİ DIŞ POLİTİKAMIZIN LOKOMOTİFİDİR
Gazetelerde periyodik olarak yayımlanan makalesini bu kez de 20.07.2010 tarihli Türkiye Gazetesi'nin "Misafir Kalem" köşesi için yazan Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AB üyelik sürecine ve gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Egemen Bağış şunları yazdı:
Eksen kayması tartışmaları devam ededursun; Türkiye, dünyanın her bölgesiyle iletişim ve diyalog kanallarını açık tutarken, Avrupa Birliği sürecindeki dinamizmini de sürdürüyor. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık düzeyindeki yoğun girişimler; Türkiye'nin küresel vizyonu ve liderliğinde gücüne güç katıyor.
Srebrenica katliamının 15'inci yıl dönümünü anma törenlerinde Sayın Başbakanımızın Boşnak kardeşlerimizin acısını paylaşarak "Srebrenica'yı unutmayacağız, unutturmayacağız" demesi bütün dünyada yankı bulmuştur. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Sırbistan'ı ziyaret eden ilk Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmuş; Sancak Bölgesi, Yeni Pazar'daki Türk Kültür Evi'nin açılışını da yapmıştır.
ABD'de yaşayan Sancaklı bir vatandaşımız, bana gönderdiği mektubunda duygularını aynen şöyle ifade ediyor: "AK Partili olmasam bile, Sayın Başbakan ve Türkiye ile gurur duydum. Çünkü bizim oraların çok hazin bir hikâyesi vardır." Bu hazin hikâye maalesef sadece Balkanların, sadece Orta Asya'nın veya Orta Doğu'nun değil, Türkiye'nin de uzun yıllar kaderi olmuştu. Ne zaman bu hazin hikâyeyi tersine çevirmeye yönelik umutlar artsa ve ne zaman Türkiye'nin geleceğine ilişkin ümitler filizlense; birileri o hazin hikâyeyi hep gündemde tuttular. Türkiye'yi içe kapatmada, Türkiye'nin değişim ve gelişim iradesini baltalamakta başarılı oldular.
Ama artık başaramıyorlar, başaramayacaklar. Çünkü bu ülkenin demokratik kazanımlarını geriye götüremeyecek, çağdaşlaşma hedefinden geri adım artıramayacak kadar kurumsal mekanizmaya kavuşmuş bir AB süreci var. O yüzden AB sürecine karşı çıkıyorlar. O yüzden eksen kayması tartışmalarını sürekli olarak gündemde tutmaya çalışıyorlar.
Eksen kayması algısını yerleştirdikçe, gerçekten de bu ülkenin AB hedefinden sapacağını, bu algının Türkiye'yi bin yıllık rotasından döndüreceğini sanıyorlar. Ama yine yanılıyorlar, yine başaramıyorlar. Milletimizin büyük çoğunluğu AB üyeliğine "EVET" derken, Türkiye'nin geleceğinin AB üyeliğinde olduğuna inanırken, onlar demokratikleşmeden, şeffaflaşmadan endişe duyuyorlar. Avrupa Birliği kanadından Türkiye'nin önemine vurgu yapan her açıklamada, milletimiz gururlanırken, onlar mahcup oluyorlar. Türkiye'nin Batılı, çağdaş vizyonu takdir toplarken, onlar bunu dile getirmekten korkuyorlar. Varsın dile getirmesinler, varsın onlar korkup endişe duymaya devam etsinler. Milletimiz gerçekleri görüyor ve bize doğru rotayı çiziyor.
Geçtiğimiz hafta Sayın Cumhurbaşkanımıza Slovenya ziyaretinde refakat ettim. Ziyaret sırasında Slovenya Cumhurbaşkanı Danilo Türk'ün, Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül'e "Son bir yıl içinde Brüksel'i sadece bir kez, İstanbul'u üç kez ziyaret ettim" diyerek Türkiye'nin merkez ülke olmasına vurgu yapması; milletimizin bize çizdiği bu rotanın uluslararası alanda da haklılığını teyit etmesi bakımından anlamlı olmuştur.
Milletimiz daha çok demokrasiyi tercih etmiştir! Milletimiz "daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, daha fazla söz hakkı" diyerek, Türkiye'yi Atatürk'ün gösterdiği muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma hedefini samimiyetle benimsemiştir.
Bunun için Türk dış politikasının ilgi alanı genişlerken, Türkiye'nin etki ve nüfuz alanı daha geniş bir coğrafyaya yayılırken Avrupa Birliği süreci de bunun sürükleyici bir unsurudur. AB perspektifini Türkiye'den ve Türk dış politikasından çekip aldığınız takdirde, bu süreci yok saydığınız takdirde, Türkiye treninin ilerlemesi söz konusu olamaz.
Zira Avrupa Birliği süreci, Türk dış politikasının lokomotifidir!


