KÜRESEL BİR AKTÖR OLARAK TÜRKİYE'NİN, AB'YE KATKISI ARTMIŞTIR
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve beraberlerindeki heyetle birlikte BM 64. Genel Kurulu Toplantıları çerçevesinde görüşmeler yapmak üzere gittiği ABD'de, Harvard Üniversitesi John F. Kennedy Yönetim Okulu'nda "Kazan-Kazan İlişkisi: Türkiye ve AB" başlıklı bir konferans verdi.
AB'nin, tarihin en önemli barış projelerinden biri olduğunu ancak henüz tamamlanmayan bu sürecin Türkiye'nin üyeliğiyle tamamlanacağına inandığını söyleyen Bağış, Türkiye'nin AB ile ilişkisinin "kazan-kazan" niteliği taşıdığını ifade ederek, AB'nin yüzleştiği önemli sorunlarda, Türkiye'nin çözümün bir parçası olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin sahip olduğu "yumuşak ve sert gücüyle" küresel bir aktör olarak AB'ye katkısının arttığını belirten Bağış, NATO'nun ABD'den sonraki ikinci büyük ordusuna sahip bir ülke olarak Türkiye'nin, transatlantik güvenliğinde aktif rol oynadığını vurguladı.
Türkiye'nin, Kore'den Kosova'ya, Kabil'den Somali'ye uzanan birçok büyük NATO operasyonuna katıldığına, BM bayrağı altındaki barış operasyonlarında da en fazla kayıp verenler sıralamasında Türk ordusunun ikinci sırada yer aldığına dikkati çeken Bağış, Türkiye'nin dış politikadaki güvenirliği arttıkça, daha geniş bölgede "yumuşak güç" olarak da ortaya çıktığını söyledi.
Bağış, Türkiye'nin bu bağlamda oynadığı olumlu rolün tüm dünyada bilindiğini ifade ederek, G-20, NATO, OECD ve İslam Konferansı Teşkilatına aynı anda üye olan tek ülkenin de Türkiye olduğunu dile getirdi.
Türkiye'nin, Suriye-İsrail, Afganistan-Pakistan, Lübnan-İsrail, Rusya-Gürcistan ve son dönemde Suriye-Irak gibi komşu bölgelerdeki gerginliklerin çözümünde de arabuluculuk gayreti gösterdiğini, hatta İran ve ABD arasında da benzer rol üstlenmeyi önerdiğini anlatan Bağış, Türkiye'nin yeni stratejik siyasetinin, AB'nin, Orta Doğu, Akdeniz, Orta Asya ve Güney Kafkasya gibi önemli bölgelerdeki dış politika faaliyetlerine yeni boyutlar kazandırdığını belirtti.
Bağış, Türkiye'nin "yumuşak güç" olarak en önemli katkısını İslam dünyasına taşıdığı mesajla hayata geçirdiğini ifade ederek, bugün dünyadaki 1,5 milyar Müslüman'ın, Türkiye'nin Avrupa serüvenini yakından takip ettiğini anlattı.
AB'nin başından beri siyasi barış projesi olarak tasarlandığına, "muhafazakar bir birlik" ya da "Hristiyan kulübü" olarak ortaya çıkmadığına işaret eden Bağış, Avrupa'yı bugünkü Avrupa yapanın "çeşitlilik" olduğunu vurguladı.
Bağış, yüzyıllardan beri ilk kez bu çeşitliliği bir araya getirme ve Avrupa'yı paylaşılmış idealler ve ortak hedefler temelinde birleştirme fırsatının ortada olduğunu belirterek, "Müslüman çoğunluğa sahip laik bir demokrasi olarak Türkiye, 'medeniyetler çatışması' senaryosunu boşa çıkarma şansına sahip" dedi.
Bağış, Türk ekonomisinin Avrupa'daki 6'ncı, dünyada 17'nci sırada yer aldığını, OECD tahminlerine göre Türkiye'nin 2017'ye kadar Çin ve Hindistan'dan sonra en hızlı büyüyen üçüncü ülke olacağını belirterek, tüm bu istatistiklerin, G-20 üyesi Türkiye'yi Avrupa ekonomilerinin geleceğinde "kaçınılmaz oyuncu" konumuna getirdiğini kaydetti.
Türk ekonomisinin ekonomik krize rağmen nispeten iyi gittiğini anlatan Bağış, Türkiye'nin mali ve bankacılık sistemi krizden çok fazla etkilenmeyen muhtemelen tek Avrupa ülkesi olduğunu söyledi.
Enerji güvenliği açısından da Türkiye'nin önemli bir coğrafyada yer aldığına dikkati çeken Bağış, AB'nin artan enerji ihtiyacında güvenli tedarikin bir garantisi konumundaki Türkiye'nin, Avrupa için bir enerji merkezi olacağını ifade etti.
Avrupa toplumlarının yaşlanan nüfusun neticesi olarak ciddi iş gücü kaybı yaşadığına da dikkati çeken Bağış, dinamik nüfusa sahip Türkiye'nin, Avrupa ülkelerindeki iş pazarları ve sosyal refah sistemlerine katkı getireceğini kaydetti.
Bağış, reformları Brüksel için değil, Türk halkı için yaptıklarının altını çizerek, AB sürecinin de bu alanda itici güç vazifesi gördüğünü söyledi.
Kıbrıs konusunda Türkiye'nin 2004 yılında Annan Planı'nı destekleyerek, çıkmaza son verilmesi yolunda önemli bir adım attığını hatırlatan Bağış, bu tarihi fırsatın, Rumların planı reddetmesiyle kaçırılmasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.
Bağış, Kürt meselesi konusunda da hükümetin her bir vatandaşa tam ve eşit haklar sağlanması için bir demokratik girişim başlattığına işaret ederek, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın bu konuda atılması gereken adımları belirlemek için toplumun değişik kesimleriyle görüştüğünü söyledi. Bağış, "Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın defalarca dediği gibi, hükümet siyasi bedeli ne olursa olsun bu demokratikleşme sürecini tamamlamak için uğraşacak" dedi.
Ermenistan konusunda da Bağış, "Türk-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi statükoyu kıracak ve bölgede barışa yönelik daha fazla fırsat yaratacak" diye konuştu.
"Vizyon ve cesarete sahip liderliğin risk almayı gerektirdiğini" ifade eden Bağış, hükümetin 7 yıldır bunu yaptığını, Kıbrıs, Kürt ve Ermeni meseleleri gibi hassas konularda cesur adımlar attıklarını ve atmaya devam edeceklerini kaydetti.
Bağış, Türkiye'nin AB üyeliğinin stratejik bir konu olduğuna değinerek, bazı Avrupalı liderlerin bu vizyon ve cesarete sahip olmamaları ve kısa vadeli siyasi kazanımlara odaklanmalarından duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Bağış, "Türkiye ve AB eğer entegre olmazsa, uzun vadede hepimiz kaybederiz" ifadesini kullandı.
Kaynak: AA



