Kamusal Tecrübenin Mülkiyet Hakkı
Kamusal Tecrübenin Mülkiyet Hakkı
Gerek devlet yönetiminde, siyasette, sivil toplum örgütlerinde gerekse de kültürel veya akademik hayatta bireylerin edindiği tecrübe ve birikimin değerlendirilmesi ülkeden ülkeye değişir. Çağdaş toplumlarda bu birikimin değerlendirilmesi konusundaki hassasiyetin daha yüksek olduğunu iddia edebiliriz.
Örneğin ABD’de devlet mekanizması ve icranın başı olan Başkan kendinden önce aynı konumda bulunmuş Başkanların birikimini ve temsil yeteneğini kullanma tasarrufundan mahrum bırakılmaz. Halen hayatta olan eski Başkanların ister Obama, ister Bush, Clinton, Baba Bush, hatta Carter’ın Başkan Trump ve ABD devleti adına başka ülkelerdeki törenlere katıldıklarını, küresel krizlere uzlaştırarak müdahale ettiklerini, toplumsal kampanyalarda sembolik katılımlarını hep medyadan takip ederiz. Zaten her eski başkanın kendi eyaletindeki bir üniversite bünyesinde adına kurulmuş bir kütüphane ve araştırma merkezi aracılığıyla edindiği bilgileri genç nesil araştırmacılarla paylaşma geleneği vardır. Almanya’da Schroeder’in, Fransa’da Chirac’ın, Finlandiya’da Atihsarri’nin, Ispanya’da Zapatero, Aznar veya Moratinos’un hâlâ farklı alanlarda aktif olmaları da bu kapsamda değerlendirilmelidir.
Üst düzey kamusal pozisyonlarda edinilen birikimin paylaşılmasının adeta bir sektörü kurulmuştur. Farklı kurum ve kuruluşların etkinliklerinde konuşma yapmalarına aracılık eden şirketlerden, anılarını yayınlayan yayın evlerine, lobicilik, araştırma ve danışmanlık kuruluşlarından, think tank diye tabir edilen düşünce kuruluşlarına kadar farklı yapılarda yöneticilik yaparak ya da deneyim aktararak toplum sayesinde edinilen birikimin yine toplumun hizmetine sunulması sağlanır.
Ülkemizin bu konuda attığı adımlar aslında çağdaşlaşmamızın yansımasıdır. Isparta’da rahmetli Süleyman Demirel’in, Kayseri’de Sayın Abdullah Gül’ün adını taşıyan müze ve araştırma merkezleri adlarını yaşattıkları devlet adamlarının hataları ve sevapları ile dönemlerini incelemek isteyenlere zengin kaynak ve olanaklar sağlar. Yıllarca anayasa mahkemesi başkanlığı ve 7 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra tam bir sessizliğe bürünenleri istisna kabul edersek, kamusal tecrübenin mülkiyet hakkının kamuya ait olduğu bilinci ile hareket edilmeye başlanmasının umut verici olduğunu söyleyebiliriz.
Eskilerin tabiriyle tecrübe “hayatta yenilen kazıklardan arta kalan hatıra” olmamalı, yeni toplumsal hataların engellenmesi için genç nesillere aktarılmalıdır.
Kaynak: https://www.sirhaber.com/kamusal-tecrubenin-mulkiyet-hakki


