Egemen Bağış
  • Dil : Türkçe
    Egemen Bağış
  • Dil : Türkçe

    İTİRAF EDİYORUM; BİZİM YAPAMADIĞIMIZI AZİZ MİLLETİMİZ BAŞARDI

    İTİRAF EDİYORUM; BİZİM YAPAMADIĞIMIZI AZİZ MİLLETİMİZ BAŞARDI 

    Egemen Bağış, İstanbul Aydın Üniversitesi Batı Platformu’nun düzenlediği “15 Temmuz ve Batı Duyarsızlığı” konulu toplantıda Batı Platformu üyeleriyle bir araya gelerek, 15 Temmuz Darbe Girişimi ve sonrasındaki gelişmeleri yorumladı. 
    Bağış, kısa bir sunum ile başlayan toplantıda öncelikli olarak darbe girişimi gecesi yaşananları genel hatlarıyla özetledi. 

    “Darbe girişimine direnmiş, tanklara karşı koymuş, demokratik değerlerin ve özgürlüklerin tehdit edildiği zamanlarda ne yapılması gerektiğini büyük fedakârlıklarda bulunarak tüm dünyaya göstermiş bir ülkenin vatandaşlarıyız ve onun halkının parçasıyız. Dünya, 15 Temmuz gecesi Cumhurbaşkanlığı Külliyemizi, Türkiye Büyük Millet Meclisimizi (TBMM) ve devlet kurumlarımızı, sivil halkımızı bombalayan dehşet verici Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) terörüne şahit olmuştur. Askeri üniformalar giyen teröristler, milli güvenliği tehdit eden düşmanlara karşı kullanılması amacıyla devletin kendilerine emanet ettiği uçaklar, helikopterler ve tanklar ile masum sivilleri, askerleri ve polisleri öldürmüştür. Bir terör örgütünün, devletin bütün kurumlarına sızması neticesinde halk iradesini gasp etme çabası, yine milletimizin çabalarıyla bertaraf edilmiştir. Tüm dünyaya örnek olacak bir mücadele ortaya konmuştur. Darbe girişimine karşı direniş gösteren 241 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi de yaralanmıştır. 15 Temmuz tarihinde FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen darbe girişimi, ülkemizin demokrasisine olduğuna kadar, Batı ile ortak değerlerimiz olan demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına karşı yapılan hain bir saldırıdır. Bu büyük saldırı karşısında Batı ve AB’nin nerede durduğu sadece Türkiye’de değil, tüm Avrupa’da geniş şekilde tartışılmaktadır. Bu toplantı, bu konuda düşüncelerimizi paylaşmak için en uygun ortamı teşkil etmektedir.” 

    AVRUPALI DOSTLARIMIZDAN BEKLEDİĞİMİZ DAYANIŞMAYI GÖREMEDİK 

    Avrupalı dostlardan beklenen karşılığı göremediklerini ifade eden Bağış, o gece gerçekleştirdiği kritik görüşmeler ve devamındaki diplomatik adımları detaylı olarak değerlendirdi. 

    “Sadece Türkiye'de değil belki de dünyada son yıllarda demokrasinin ve hukukun karşı karşıya kaldığı en korkunç saldırı karşısında Batılı ortak ve müttefiklerimizden beklediğimiz dayanışmayı göremedik ama istisnaları da not etmemiz gerekir. 15 Temmuz gecesi defalarca konuştuğum AB Göç Komiseri ve Yunanistan Dışişleri, Savunma, Sağlık ve Turizm eski Bakanı Dimitris Avramapolus ülkemizi ziyaret eden ilk AB yetkilisi oldu ve önemli destek mesajları verdi. Yine o gece defalarca telefonlaştığım İspanya eski Dışişleri Bakanı Moratinos, AB komisyonu ve üye ülkeleri nezdinde demokrasiden yana tavır takınılması için bizler gibi çaba sarf etti. İngiltere'nin AB bakanı üç gün sonra ülkemizi ziyarete gelirken ve yine ülkemizi ziyaret eden Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Jagland, ‘Darbe girişimi Avrupa topraklarında yaşandı ve esasen tüm Avrupa’ya yönelik bir saldırıydı’ derken, Almanya AB Bakanı Roth TBMM'nin bombalanmasının sadece Türkiye için değil, tüm Avrupa için bir trajedi olduğunu vurguladı. Birlikte çok mesai yaptığım ve Türkiye'nin AB içinde hak ettiği yeri alabilmesi için her dönem destek veren İsveç eski Dışişleri Bakanı Carl Bildt yine devlet adamlığını ortaya koydu ve AB'nin Türkiye ile empati kuramadığını adeta itiraf eden makaleler kaleme aldı. Daha da sayılacak bir sürü örneğin bir kısmını sıralama çabamızın sebebi en büyük ticari pazarımız Avrupa'da halen dostlarımızın da olduğunu hatırlatmak. Uluslararası ilişkilerde de değişmeyen tek şey değişimin kendisidir ve ne kalıcı kine nede kalıcı düşmanlığa yer yoktur. Türkiye hem Avrupalı, hem de Asyalıdır. Akdeniz, Karadeniz, Balkanlar, Ortadoğu, Hazar ve hatta Afrika bölgelerinin kesişme noktasında asırlardır Doğu ve Batı arasında bir ticaret, kültür ve medeniyet köprüsüdür. Anadolu coğrafyasının en mantıklı seçeneği Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi olan ‘Yurt'ta sulh, Cihan'da sulh’ ilkesini yeniden sahiplenirken barışa, insan haklarına, karşılıklı ticaret ve çıkarlara odaklanmaktır. Yeni dış politika önceliklerimizde bu anlayışın benimsendiğini gözlemlemekten memnuniyet duyuyoruz. Eğer darbe girişimi başarılı olsaydı, bugün Türkiye’de parlamenter demokratik sistemden, özgür basından, insan haklarından, hukuk devleti ilkesinden ve ifade özgürlüğünden eser kalmayacaktı. O gece bunun bir darbe girişimi olduğunu anlar anlamaz telefonlara sarıldık. Tanıdığımız ne kadar Batılı siyasetçi varsa sabaha kadar onlarla görüştük ve demokrasiden yana tavır almalarını açıklamaklar yapmalarını istedik. Yok demediler ama maalesef oyalandılar. Ancak halkımız Cumhurbaşkanı'mızın çağrısı ile meydanlara taşınca bir sürü Batılı lider aniden demokrasi havarisi oldu ve açıklamalar gelmeye başladı. İtiraf ediyorum bizim yapamadığımızı Aziz milletimiz başardı. O güçlü açıklamaları Halkımız yaptırdı. Ancak, darbe girişiminin ardından AB kurumları adına darbe girişimini kınayan açıklamalarda aynı zamanda bize silah doğrultan darbeciler karşısında bize itidal tavsiye edildi ama ülkemize bir dayanışma ziyareti gerçekleştirilmedi. Göç krizi gündemde olduğunda bir haftada defalarca Türkiye’ye gelebilen AB heyetlerini bu kez göremedik. Ama bizim darbeci teröristlere yönelik önlemlerimizi basın üzerinden mütemadiyen eleştirme yoluna gidenler de oldu. Ayrıca, somut bir dayanışma göstermek yerine, yapılan açıklamalarda bir cümle ile darbe ve darbeci teröristler kınanırken, on cümle ile hükümetimizin darbecilere karşı aldığı önlemlerin hukukiliği sorgulandı. Tutuklama listelerinin önceden hazırlandığı bile ileri sürüldü. Ancak, ‘Türkiye’de demokrasi, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü tehlikede’ diye bizi zaman zaman eleştirenler, ‘terörle mücadele mevzuatınızı değiştirmeniz lazım’ diyenler, demokrasimiz yok edilmek istendiğinde Ankara’da olmadılar. Şimdi artık önümüzdeki sürece bakmak istiyoruz. Türkiye, demokrasisini darbeci teröristlere karşı kendi halkının iradesiyle korumuştur ve tüm kurumlarıyla ayaktadır. Artık kimse Türkiye'nin demokrasisini eleştiremez. İnsan hakları standartlarını küçümseyemez çünkü milletimiz gözünü kırpmadan canını ortaya koyarak, tanklara siper olarak bu değerlere sahip çıktı”. 

    FETÖ, DEAŞ’DAN DAHİ TEHLİKELİDİR

     Toplantı kapsamında Olağanüstü Hal (OHAL) sürecine, FETÖ Terör Örgütü ve başarısız darbe girişiminin Avrupa Birliği’nin temel değerlerine olumsuz etkilerine de değinen Egemen Bağış; 
    “Olağanüstü Hal ilan edilmiş olmasına rağmen vatandaşlarımızın günlük yaşantısı aynı şekilde devam etmektedir. Yakın zamanda Türkiye’yi ziyaret edenler bunu görmüştür. Avrupa’nın bazı büyük şehirlerinde gördüğümüz gibi sokaklarımızda zırhlı araçlar yok, kamuflaj giysili, makineli tüfekli güvenlik görevlileri yok. Hayat normal şekilde akıyor. Ama aynı zamanda Suriye’de DEAŞ’a karşı etkili şekilde operasyon düzenleyen bir Türkiye var. Türkiye ekonomisinin tüm araçları ve piyasaları işlemektedir. Yaşanan gelişmeler piyasalarda dalgalanmalara sebep olsa da Türkiye ekonomisi sağlam makroekonomik temelleri ile güçlü duruşunu sürdürmeye devam etmektedir. İçinden geçtiğimiz olağanüstü dönemde alınan tedbirler kesinlikle demokrasiye, hukuka, temel özgürlüklere karşı değildir. Tam tersine bu değerleri koruma, yükseltme, geliştirme adına alınmış kararlardır. Bahsettiğim değerlerin korunması amacıyla, FETÖ’ye karşı mücadelemizi tüm uluslararası yükümlülüklerimize uygun bir şekilde yürütmeye devam edeceğimizden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Devletimiz yükümlülüklerini göz ardı etmiş olsaydı, 15 ve 16 Temmuz günü çatışmalar devam ederken, tüm darbecileri öldürebilirdi. Ancak bunu yapmadı ve hepsini adalete teslim etti. Bu, bizim, hukukun üstünlüğüne bağlılığımızın en önemli işaretidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (AİHS) derogasyonlar getirmiş olmamız, tam muafiyet sağlandığı anlamına gelmemektedir. Bir başka ifadeyle, bazı hükümler derogasyon kapsamında yer almamakta, ayrıca AİHM’nin denetim yetkisi devam etmektedir. FETÖ, sapkın bir dini anlayışa dayanan, kült kavramıyla izah edilebilecek, insanların küçük yaşlardan itibaren beyinleri yıkanarak, dini istismar eden sapkın bir lidere itaat etmeleri ve onun düşünceleri çerçevesinde güç ve maddi çıkar elde etmeleri üzerine kurulu bir terör örgütüdür. Bu örgütün mensupları yıllardır devlet kurumlarımızın içinde gizlenerek, devletin imkânlarını kullanarak, Türkiye’de iktidarı silah zoruyla ele geçirmeyi hedeflemişlerdir. Nitekim darbe girişiminin ardından örgüt mensubu darbecilerin verdikleri ifadeler de bunu teyit etmektedir. FETÖ, Türkiye’de olduğu gibi yurtdışında da çok yaygın şekilde örgütlenmiştir. FETÖ’nün hem Türkiye’de hem yurtdışında kolaylıkla yapılanabilmesi hoşgörü, sevgi, diyalog gibi kavramlarla örülü sahte bir dil kullanmasından ileri gelmektedir. Esasen bu değerli kavramların arkasına gizlenmiş olan FETÖ, sivillerin üzerine ateş açmaktan çekinmeyen, Parlamentoyu bombalayabilen, ülke savunmasında kullanılması gereken silahları kendi korkunç hedefleri için kullanmaktan çekinmeyen en yıkıcı terör örgütüdür. FETÖ, bu nedenle DEAŞ’dan dahi tehlikelidir. Türkiye'de 15 Temmuz'dan önce FETÖ'nün gerçek yüzünü görmeyen insanlar bile darbe girişiminden sonra bu yapının hain yüzünü gördüyse, aynı şekilde Batılı dostlarımızın da vakit geç olmadan bunların gerçek yüzünü anlaması ve tedbir alması gerekir. 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen hain darbe girişiminin sadece Türk demokrasisine yönelik bir saldırı olmadığı, aynı zamanda AB’nin temel değerlerine yönelik de bir saldırı ve devam eden bir tehdit olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bu örgütün, okul, dernek, vakıf gibi adlar altında ülkelerinizde faaliyet içerisinde olduğu sır değildir. Hatta Batı ülkelerinde emniyet teşkilatı, ordu ve devlet bürokrasilerine de okullarında yetiştirmiş olduğu kişiler yoluyla sızma çabası içinde olduğu unutulmamalıdır. FETÖ’ye karşı alınacak her türlü tedbir, Batı ve Avrupa’nın değerleri ve geleceği için alınmış olacaktır. Türkiye, altmış yılı aşkın bir yolculukta kararlı duruşunu sürdürmüş ve AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak görmüş olsa da, önümüzdeki kısa dönemde bu psikolojik kırılmanın bir an önce giderilmesi elzemdir. AB’nin bir süredir günlük meselelerle uğraşmaktan geleceğine odaklanamadığını görüyoruz. Bir vizyon eksikliği olduğunu gözlemliyoruz. Nitekim eski başarılar aranılır hale gelmiştir. Avrupa tek pazarının tesis edilmesi, Avro’ya geçiş, sınır kontrollerinin kaldırılarak Schengen alanının oluşturulması ve genişlemede kat edilen mesafe, daha birkaç yıl öncesine kadar AB’nin başarı hanesine eklenen gelişmelerdi. İçinde bulunduğumuz dönemde bu kazanımların sınandığını ve sorgulandığını görüyoruz. Vizyoner bir yaklaşım sergileyemeyen AB, bugünün sınamalarıyla baş edemeyeceği gibi, geçmiş kazanımlarını da koruyamaz. Demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı sacayaklarında yükselen bir Avrupa’ya olan ihtiyaç açıktır. Kurucu üyesi olduğumuz Avrupa Konseyi bu sacayaklarında ne denli önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir. Türkiye, AB üyesi olmasa da asırlardır büyük bir Avrupa gücüdür ve geçen yüzyıldan bu yana da bir Avrupa demokrasisidir. Avrupa’nın geleceğini birlikte düşünmemiz ve birlikte harekete geçmemiz tarihin bize yüklediği bir sorumluluktur. Bu yolu birlikte yürümeliyiz. Avrupa’nın geleceğine doğru aynı geminin yolcuları olduğumuzu unutmamamız gerekir. Birbirimizi dışlayıcı söylemler, ortak geleceğimiz ve ortak değerlerimiz bakımından bize sadece zarar verir. AB üyeliği bizim stratejik hedefimizdir. Ancak, bizim için hedefe giden yolculuk hedeften daha önemlidir. Bazı vizyon yoksunları, ‘Türkiye’nin üyelik müzakereleri durdurulsun’ diyebilirler. Türkiye zaten büyük bir Avrupa gücü ve Avrupa demokrasisidir ve bu tür beyanlar Türkiye’ye zarar veremez. Ancak, daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla refah anlamına gelen bu süreç Türkiye’den çok Balkanlara, Ortadoğu’ya mesaj anlamına gelmektedir. AB’nin geleceğe yönelik bir vizyonu varsa, bu mesajın önemini de anlayacaktır. Hiç kimse Türkiye’ye tehditle, şantajla bir şeyleri kabul ettirebileceğini düşünmemelidir. Türkiye, ortak değerlerimizin farkındadır ve 15 Temmuz gecesinden bu yana ortak değerlerimizi savunma çabası içindedir.” diyerek sözlerine devam etti. 

    TÜRKİYE İMAJ VE İLETİŞİM BAŞKANLIĞI KURULMALIDIR 

    Toplantının sonunda Avrupa Basınında çıkan haberlere değinen ve ülkelere göre genel hatlarıyla bu akıl dışı haberleri eleştiren Bağış
    ; “15 Temmuz 2016 tarihinde milli egemenliği ve Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya ve meşru devlet yönetimine el koymaya yönelik gerçekleştirilen darbe girişimi Avrupa ve dünya medyasında flash haber olarak yer almış, ‘Halk darbeye karşı durdu, darbe başarısız oldu’ manşetleriyle sunulmuştur. İzleyen günlerde ise haberlerde, darbe girişimi ve Türk halkının demokrasiye bağlılığı yerine darbecilere yönelik operasyonlar, yürütülen geniş çaplı soruşturmalar, idam tartışmaları ile OHAL ilanına yönelik eleştirilere odaklanıldığı dikkat çekmektedir. Basın organları, darbe sonrası yaşanan gelişmelere yönelik yorumlarında Türkiye’nin izleyen dönemde siyaseten ve ekonomik olarak istikrarsızlaşacağı ve otokratikleşeceğini öne sürmektedir. Genelde AB basını ve özelde ise Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik kamuoyu desteğinin en az olduğu ülkeler arasında yer alan Avusturya, Fransa ve Almanya basınında darbe ertesinde darbeyi kınayan haberler yerini kısa sürede Türkiye’de kamu ve TSK içinde yoğun gözaltılar ve tutuklanmalar ile özgürlüklerin askıya alındığı yönündeki haberlere bırakmıştır. Bahse konu haberlerde, uygulamalara yönelik kaygılar dile getirilerek gerçekleştirilen görevden alma ve gözaltı işlemlerinin Türkiye’de muhalefete yönelik bir temizlik harekâtı olduğu izlenimi yaratılmaktadır. 
    Bu yorumlarda bulunan şahıslar, şüphesiz, paralel devlet yapılanması ve FETÖ olarak da bilinen yasadışı çete mensubu terörist hainlerinin harekete geçeceği ana kadar kendilerini ustaca gizleyen, sosyo-ekonomik olarak insanlara para, makam ve güç vadeden, devletin hukuki hiyerarşik yapısı dışında kendi örgütlenmesi ve hiyerarşisi olan gizli bir yapılanma olduğundan bihaberdirler. Bu sonuç iletişimde bize de düşen görevler olduğunu ortaya koyuyor. Önerimiz Sayın Başbakan'ımıza ya da Cumhurbaşkanımıza direk bağlı olacak bir Türkiye İmaj ve İletişim Başkanlığı kurulmasıdır. Biz ‘ağır ol, molla desinler’ desturu ile büyütülmüş bir millet olduğumuz için kendimizi övmeyi ve anlatmayı çok başaramıyoruz. Yönetiminde sadece Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, TRT, Anadolu Ajansı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Yatırım Ajansı, Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı gibi devlet kurumları değil, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları ile medya temsilcilerinin de olduğu esnek bir yapı ile kurgulanmalı ve bütçelendirilmelidir. Bu kurum yurtdışındaki diasporamızı, profesyonel PR firmalarını ve ittifak kurulabilecek diğer toplumları ve kurumları ortak meselemiz etrafında bir araya getirmeli ve Batı'ya da, Doğu'ya da, Kuzey'e de, Güney'e de milletimizin önceliklerini anlatmalıdır.” dedi.

    GÜNCEL

    Copyright © 2016 Egemen Bağış

    Brunsia Web Architects
      [Kod-Menu-List]
  • [Kod-Menu-0-Adi]
      [Kod-Menu-0-Alt]
  • [Kod-Menu-1-Adi]
      [Kod-Menu-1-Alt]
  • [Kod-Menu-2-Adi]
    • [Kod-Menu-List]
  • [Kod-Menu-0-Adi]
      [Kod-Menu-0-Alt]
  • [Kod-Menu-1-Adi]
      [Kod-Menu-1-Alt]
  • [Kod-Menu-2-Adi]
    • Menü
    • [Kod-Menu-List]
  • [Kod-Menu-0-Adi]
  • [Kod-Menu-0-Alt]
  • [Kod-Menu-1-Adi]
  • [Kod-Menu-1-Alt]
  • [Kod-Menu-2-Adi]
  • [Kod-Blog-Baslik]