"GERÇEK DEMOKRASİ, HUKUKUMUZUN NETLİK VE YALINLIĞIYLA GERÇEKLEŞİR"
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Abant Platformu'nun, "Demokratikleşme: 12 Eylül'den AB'ye Siyasi Partiler" konulu bu yılki ikinci toplantısına katıldı.
Burada yaptığı konuşmada, 1982 Anayasası'nın 12 Eylül askeri darbesinin ürünü olarak, bireyi zayıflatıp, devleti güçlendirdiğini, AB'nin ise bireyi güçlendiren, bireyin hakkını, hukukunu koruyan ve farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışı temsil ettiğini anlatan Bağış, "AB'nin yaklaşımı aslında bize 12 Eylül darbesi sonrası hazırlanan anayasanın yaklaşımından daha yakın. Çünkü bizim geçmişimizde 'insanı yücelt ki devlet yücelsin, bütün yaratılanları yaratandan ötürü sev' anlayışı var" dedi.
Tarihleri birbiriyle savaşmakla geçmiş milletlerin bir daha savaşmamak adına kurdukları AB'nin insanlık tarihinin en önemli barış projesi olduğunu vurgulayan Bağış, şöyle devam etti:
"82 Anayasası, devleti o kadar güçlendirip, kutsallaştırıyor ki o devletin yetiştirdiği insan da tek tip insan oluyor. Bugün hepimiz, aldığımız eğitimden dolayı Atatürk'ün dayısının çiftliğinde karga kovaladığını biliriz ama o büyük önderin 1930'larda bir gün Sovyetler Birliği'nin çöküşünü öngördüğünü ve onun için hazırlık yapılması gerektiğini öğütlediğini bize öğretmezler. Çünkü O, insanları düşünmeye sevk eder. Bunu değiştirmemiz lazım. Bizim bireyi, sivil toplum kuruluşlarını, siyasi partileri ve onların ortaya koyacağı platformları önemsemenin vakti geldi.
AB'yi ben Türkiye'nin diyetisyeni olarak görüyorum. Diyetisyenin kendisinin kilolu olması, reçetesinin kötü olduğu anlamına gelmez. 27 ülke AB'nin reçetesini uygulayarak bugün çok daha demokratik, çok daha zengin, çok daha huzur içerisinde bir ülke olmuştur. Hiçbir ülkenin ekonomisi zayıflamamıştır. Aksine, demokrasileri, ekonomileri, kişi başına düşen gelirleri yükselmiş. Bizim de bu reçeteyi iyi uygulamamız lazım. Biz AB standartlarını, AB üyesi ülkelerin insanlarını mutlu etmek için değil, kendi vatandaşlarımızın hak ettiği standartlarda yaşama hakkına olan saygımızdan gerçekleştiriyoruz."
Bağış, AB yolunda birçok reformlar gerçekleştirildiğini belirterek, müzakereler sürecinde Türkiye'nin yavaş davrandığı şeklindeki eleştirilerin doğru olmadığını savundu.
Türkiye'nin 2007 yılında 4 seçim atlattığını, iktidar partisine açılan kapatma davasına rağmen Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi, TRT Yasası ve Vakıflar Yasası gibi kanunları değiştirmeyi başardığını dile getiren Bağış, şunları kaydetti:
"Bir yandan partimizi savunmaya çalışırken, bir yandan Türkiye'de demokrasinin önünü açmaya çalıştık. 2009'ın ilk gününe biz ulusal program yayınlayarak başladık. 400 sayfalık bir ulusal program yayınladık. 1 Ocaktan itibaren devletin televizyonu günde 24 saat Kürtçe yayına başladı. Bu, ülkeyi zayıflatmadı, tam aksine güçlendirdi. TRT, Euronews ile ortaklık anlaşması imzaladı, Euronews yakında Kürtçe kanal kuracak. Onca şair başbakanlar, sosyal demokrat hükümetler geldi geçti ama Türkçemizi en güzel kullanan Nazım Hikmet'e itibarının ve vatandaşlığının iadesi yine bizim hükümetimize nasip oldu. Alevilik konusu hep sosyal demokratlar tarafından istismar edilen bir konuydu ama ilk defa ders kitaplarına Alevilikle ilgili bilgilerin girmesi bu dönemde gerçekleşti. Başbakan iki yıl peş peşe Alevi vatandaşlarla muharrem ayında iftar yaptı. Kyoto Sözleşmesi onaylandı. TBMM'de Kadın-Erkek Fırsat Eşitliliği Komisyonu kuruldu, 1 Mayıs ilk defa bayram olarak kutlandı. En son Vatandaşlık Kanunu geçti, artık vatandaşlıktan çıkarılmak eskisi kadar kolay olmayacak. Şu andan itibaren Meclisimizin geçirdiği her kanunun bir AB boyutu var, çünkü AB Uyum Komisyonumuz, her kanunun AB standardına uygun olup olmadığına bakıyor. Artık gümrüklerimiz de Avrupa standartlarına gelmeye başlayacak. Bu yüzden diyet programına uyulması gerekiyor."
Bağış, daha yapılacak çok işleri olduğunu belirterek, Türkiye'de son 7 yılda gerçekleştirilen en önemli işin de demokrasiye yapılan katkılar olduğunu söyledi. Demokratikleşmenin temel şartının hukuk olduğunu ifade eden Bağış, " ‘Benim oyum çobanın oyu ile nasıl bir olur' düşüncesini taşıyanların demokratik tartışma yaptığı ortamları geride bırakmanın zamanı geldi. Gerçek demokrasi, bütün bireylerin önemli olduğu demokrasiye kavuşmamız ancak hukukumuzun netlik ve yalınlığıyla gerçekleşir" diye konuştu.
"Hukukun üstünlüğü" kelimesinin iktidara, düzene, sisteme karşı çıkmak isteyen birçok kişinin dilinde olduğunu, kendilerinin de hukukun üstünlüğünü savunduklarını belirten Bağış, şöyle devam etti:
"Biz de hukukun üstünlüğüne inanıyoruz ama işimize geldiğinde ‘hukukun üstünlüğü' deyip, ‘başkalarının hukukunun üstünlüğü beni ilgilendirmez' derseniz orada sıkıntılar başlıyor. Siz Meclis'in yüzde 80'inin çıkardığı kararı, atanmış 9 kişinin iptal etmesine ‘hukukun üstünlüğü' diyeceksiniz ama bu ülkede Anayasa denen belgede kooperatiflerin nasıl işleyeceğine dair iki sayfa bilgi varken cumhurbaşkanı seçmek için Meclis'in kaç kişiyle toplanacağına dair bilgi yoksa orada bir tuzak vardır. Türkiye'nin artık modern, çağdaş bizim gibi düşünmeyenlerin hakkını da en az bizim gibi düşünenlerin hakkı gibi koruyan bir anayasaya kavuşmasının zamanı geldi. Bunun için Meclis'te işbirliği yapmamız lazım. Bunun için oluşturulacak çalışma grubuna üye bile vermeyen muhalefet zihniyetiyle karşı karşıya kaldığımız zaman nasıl böyle bir anayasaya kavuşacağımızı düşünmek zorunda kalıyoruz."
Kaynak: AA


