BAGIŞ’IN MAKALESİ EUROPOLITICS’DE
Avrupa Birliği çevreleri tarafından yakından izlenen saygın yayın organı Europolitics, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın “Avrupa için Türk tecrübesi: Demokrasiye yatırım yapın” başlıklı makalesine yer verdi.
Bağış, AB'den, Türkiye'nin yaptığı gibi ekonomik krizi demokrasi içinde çözmesini istediği makalesinde şu satırlara yer verdi:
"Dünya tarihinde çok özel bir dönemden geçiyoruz. Küresel ekonomik kriz, dünya ekonomisinin ve siyasetinin mimarisini değiştirmekte. Finans kesiminde başlayan kriz, özellikle Yunanistan ve İtalya gibi bazı Avrupa ülkelerinde siyasi bir krize dönüşmeye başladı. Bu ülkelerde seçimle göreve gelmiş hükümetler istifa etti ve teknokrat hükümetler göreve geldi.
Avrupa Birliği’nin, küresel finansal krizi aşabilme yeteneğine sahip olup olmadığı konusunun yanı sıra, ekonomideki açıklarla mücadele ederken mevcut demokrasi açığını meşru görüp görmediği meselesi günümüzde önemli bir endişe kaynağı haline gelmiştir. Yunanistan ve İtalya’nın yakın geçmişteki tecrübeleri, AB’nin bu konudaki samimiyetine ilişkin olarak bazı şüpheler doğurmaktadır. Ekonomik darbelerin, demokratik ve seçilmiş hükümetleri devirdiğine tanık oluyoruz. AB’nin, demokrasi ile ekonomi arasındaki dengeyi nasıl sürdüreceği, yakın gelecekte yaşayacağı zorlayıcı bir sınav gibi görünmektedir. Türkiye, Avrupalı dostlarını, demokratik çerçeveden uzaklaşmaları halinde, AB’nin kural ve değerlerini zayıflatmaktan öteye gitmeyecekleri konusunda samimiyetle uyarmaktadır.
Ekonomik krizin üstesinden gelmenin yegane meşru ve etkili aracı gerçek demokrasidir. Bu çerçevede Türkiye’nin dokuz yıllık tecrübesi ilham vericidir. Türkiye’deki büyük ekonomik dönüşümün arkasındaki iki sihirli sözcük, istikrar ve güvendir. Güçlü ve istikrarlı Hükümetimiz, iktidarda olduğu dokuz yıldan bu yana kayda değer bir siyasi ve ekonomik reform sürecini yürütmektedir. Siyasi programımızda, daha ileri bir demokrasi, şeffaf ve hesap verebilir bir kamu idaresi, daha iyi yönetişim ve gelişmiş bir sivil toplum hedeflenmektedir. Esas itibarıyla, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en reformist ve en liberal hükümeti olan AK Parti Hükümeti, ülkemizi küresel sorunlar karşısında daha güçlü bir konuma getirmiştir. Türkiye artık, bölgesindeki lider ülkelerden biridir. Hükümetimizin en önemli başarısı, son dokuz yıl içinde demokrasiye yaptığı yatırım olmuştur. Türkiye artık gösterdiği etkileyici ekonomik gelişim ve sahip olduğu siyasi istikrar ile küresel anlamda damgasını vurmaktadır.
Türkiye, dünya refahının yanı sıra, Avrupa’nın refahı için de çok katkı sağlayabilir. Türkiye, 2001 krizi sonrasında gerçekleştirdiği yapısal reformlar sayesinde, artık dikkat çeken bir ekonomik performans sergilemektedir. Ekonomik krizler karşısındaki en önemli avantajımız, vatandaşlarının ve küresel yatırımcıların güvenini kazanmış, güçlü ve istikrarlı demokratik bir hükümete sahip olmamızdır. Hâlihazırda, Türkiye dünyanın 16. ve Avrupa’nın 6. en büyük ekonomisidir. OECD, 2017 itibarıyla Türkiye’nin, Çin’den sonra en hızlı büyüyen ikinci ülke olacağını tahmin etmektedir. 2010 yılında % 8,9, 2011 yılının ilk yarısında ise %10,2 oranında büyüme kaydeden Türk ekonomisi, küresel nitelikteki doğrudan yatırımlarla gelişmektedir.
Türkiye’deki tüm küresel yatırımların % 85’inin ve 2011 yılının ilk yarısında yapılan yatırımların % 92’sinin, AB’ye üye devletler tarafından yapılmış olması dikkat çekicidir. Bu durum, Avrupa’da iş dünyası ve ekonomi alanındaki karar alıcıların, siyasi karar alıcılardan çok daha ileri görüşlü olduklarını ortaya koymaktadır.
Türkiye’nin demografik yapısı, “Avrupa’nın eksik parçası” olarak görülebilir.
Türkiye, genç, dinamik, iyi eğitimli ve kültürel çeşitliliği olan bir topluma sahiptir. BM’ye göre, Türkiye “demografik fırsat penceresi” dönemine girmiştir ve bu dönemin 21. yüzyılın ortalarına kadar sürmesi beklenmektedir. Söz konusu dönemin, Türkiye ekonomisi bakımından tamamlayıcı nitelikteki “daha fazla tüketim, daha fazla üretim ve daha fazla büyüme” döngüsünün yaratılmasıyla elde edilen bir canlanma dönemi ve Avrupa bakımından ise bulunmaz bir fırsat olacağı aşikârdır.
Geniş ve büyümekte olan iç pazarı, deneyimli ve dinamik özel sektörü, bölgedeki lider rolü, serbest ve güvenli yatırım ortamı, yüksek vasıflı ve düşük maliyetli işgücü, gelişmiş altyapısı ve kurumsallaşmış ekonomisiyle Türkiye, AB’ye önemli fırsatlar sunmakta ve ekonomik kazançlar sağlamaktadır.
Doğu-Batı ve Kuzey-Güney arasında doğal bir köprü olan Türkiye, doğal kaynaklara, enerji kaynaklarına ve özellikle Balkanlar, Avrasya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika piyasaları da dahil olmak üzere küresel piyasalara erişimin kolaylıkla sağlandığı bir konumdadır. En büyük enerji tüketicisi olan Avrupa, Türkiye’nin batısında yer almaktadır; enerji kaynaklarının yaklaşık % 70’i ise, Türkiye’nin güneyinde ve doğusunda bulunmaktadır.
Türkiye’nin AB’ye katılımı, Avrupa iç pazarını genişleteceği gibi, AB’nin küresel ekonomi içindeki rekabet gücünü de artıracaktır. Türkiye’nin, AB üyelerinin AB pastasından aldıkları payı küçültmeyeceği zaten kanıtlanmış durumdadır. Aksine Türkiye, AB üyesi olduğunda pastanın tamamını daha da büyütecektir."
Kaynak: Europolitics


